• Aybala Karaköse

Yaşsız Kral: 1. Lagerfeld

Moda dünyasının kralı, kuşkusuz tarihin tanık olduğu en çok yönlü sanatçılardan biri Karl Otto Lagerfeldt. Kariyeri boyunca fotoğrafçılık, moda ve ressamlık dahil sanatın neredeyse her dalı ile ilgilenmiş ve her seferinde eserleriyle farkını ortaya koymuştur. İnanmak imkânsız da olsa aramızdan ayrılışının üzerinden 2 sene geçti bile! Kendisi giderken bize ise birçok farklı marka için yarattığı yüzlerce sansasyonel koleksiyon ile birlikte, bir an olsun yanından ayıramadığı biricik kedisi, şimdinin milyoneri, Choupette’yi bıraktı. Bütün varlığını hayvan dostuna bırakmış olsa da eminim yukarıdaki altın varaklı, tüvit kaplı tahtından buraları seyrederken biricik kedisine iyi bakılmadığını düşünüyordur. Çünkü Karl’ın hayat mottosu buydu: “Bir işin kusursuz olmasını istiyorsan, kendin yapacaksın!”


Fotoğraf: portugaltextil.com

Bazıları için anlaşmanın ya da kendini beğendirmenin en zor olduğu kişiydi Karl. Aynı anda farklı markalar için hazırladığı, birbiriyle hiçbir benzerliği olmayan koleksiyonlarla kendini bir ‘makine’ olarak tanımlıyordu. Bu kadar mükemmeliyetçi olmasına doğuştan gelen kararlılığının da etkisi vardı elbette. Erken yaşlarda maddi sıkıntılarla boğuşmak yerine kişiliğini ve cinsiyetini keşfetme şansı oldu. Yine kararlığının bir göstergesi olarak, bu alanda hiçbir eğitimi olmamasına rağmen, 14 yaşında mesleki hedeflerinden ve cinsel yöneliminden oldukça emin bir şekilde Paris’e geldi. Moda aşkı mı yoksa Paris sevdası mıydı onu bu kadar büyüleyen bilinmez ama ona doğru yolda olduğunu hissettiren bir şeyler olmalı ki çok geçmeden Pierre Balmain tarafından da keşfedildi. Pierre, ondaki doğal ve işlenmemiş cevheri gördüğünde henüz 17 yaşındaydı ve modaya ilk adımlarını atıyordu. Yaklaşık iki yıl sonra bir yarışmada tasarladığı ceket ile birincilik ödülü kazandı ve bu tasarım ona Jean Patou ile çalışma fırsatı verdi. Sonraki 5 sene boyunca Patou için haute couture tasarımlar üzerinde çalıştı. Karl Lagerfeld’in hayatını ve çalışmalarını kronolojik bir sıralamaya oturtmak o kadar zor ki! Çünkü hayatının hiçbir döneminde sadece tek bir iş üzerinde çalışmayı tercih etmedi, sürekli üretti, üretti ve üretti.


Fotoğraf: elle.com

Fotoğraf: considerable.com

Serbest çalıştığı dönemlerde Valentino’nun da aralarında yer aldığı üç büyük marka için koleksiyonlar hazırladı. 26 yaşına geldiğinde eleştirmenler ve basından gelen olumsuz eleştiriler artmaya başladı ve Paris’ten ayrılıp kendini geliştirmek için 3 yıllığına İtalya’ya gitti. Paris’ten bir prens olarak ayrılan Karl, Kral Lagerfeld olarak geri döndü. Döner dönmez 1 yıl içinde önce Tiziani, ardından da Chloe’nin kreatif direktörlüğüne yerleşti. Bu adımlar beraberinde 1972 yılında Fendi’yi de getirdi. Ondan moda endüstrisi ile ilgili tavsiye isteyenlere söylediği tek şey ise hızlı olunması gerektiğiydi. Dünya, özellikle de moda, her geçen gün değişen ve gelişen bir canlıydı. Kendini göstermek istiyorsan sen de onunla birlikte nefes almalıydın ve kendisinin de yaptığı tam olarak buydu. O mu modanın rüzgarına kapılmıştı yoksa moda mı onu takip ediyordu fark etmek pek mümkün değildi. Aynı hızla 80’lerde daha sonra Tommy Hilfiger’a satılacak olan kendi markasını kurdu. 1983 yılında dahil olduğu Chanel dünyasında bir süre sonra tasarımcı olarak adından söz ettiriyordu. Aynı zaman dilimlerinde birbirinden tamamen farklı tarzda iki marka olan Fendi ve Chanel için koleksiyonlar çıkartan Karl, bunu nasıl yaptığı sorulduğunda şu cevabı veriyordu: “İki markanın da kendisine özel kişilikleri ve kimlikleri var. Belki de benim bir kimliğim yok ya da belki de üç tane vardır. Fendi'de İtalyan Karl’ı, Chanel’de Fransız Karl’ı görüyorsunuz, kendi markamda da sadece beni ve yapmak istediklerimi...” Ayrıca tek bir marka ile kendini kafese konmuş ve değersizleşmiş hissedeceğini de ekledi ve kariyerini hayatı boyunca bir ‘açık evlilik’ olarak tanımladı.

Fotoğraf: haberler.com

Hayatını modaya ve dış görünüşe o kadar adamıştı ki kendisi ve tarzı için de bir siluet çizmeyi kısa sürede başardı. Bütün dünya onu, arkasında atkuyruğu yaptığı beyaz saçları ve koyu camlı siyah güneş gözlükleriyle tanıyordu. Beyaz saçlarıyla ilgili ilginç bir dedikoduya göre Karl, saçları kendiliğinden beyazlamadan önce pudra ile beyaz görünümü vermeye başlamıştı. Sebebi ise bu ‘makine’nin de her insan gibi bir gün yaşlandığında dış görünüşünün değişmemesiydi, aynı sebepten ötürü her zaman formunu da korumaya dikkat etti.


Fotoğraf: vesaire.org

Bu kadar hareketli geçen bir hayatın ardından, kendine ne kadar iyi baksa da sonunda yorulmuştu. Hayatında ilk kez bir defile kaçıran Karl, en son 22 Ocak tarihinde yapılan defileye katılamadığında Chanel, artık çok yorgun olduğunu açıkladı. Karl Lagerfeld, bu açıklamanın ardından birkaç haftadır devam eden hastalığına yenik düşerek 19 Şubat 2019 günü aramızdan ayrıldı. Sıra dışı kişiliği, ölümünden sonra da yankı uyandırmaya devam etti, çünkü bütün maddi varlığını kedisine bırakmıştı. Milyoner kedi Choupette’nin, bugünlerde aylık 3 milyon Euro kazandığı konuşuluyor.


Bedenen dünyada olduğu zaman boyunca sanatın neredeyse her dalıyla ilgilendi ve her alanda izlerini bırakmayı başardı. Hemen hemen bütün büyük markalarla çalışarak sanat eseri sayılabilecek koleksiyonlar üretti. Her röportajında da beraber çalıştığı insanların profesyonelliğinden ve beraber yakaladıkları uyumdan ne kadar memnun olduğundan bahsetti. Evet, Karl bir şubat günü öldü ama Kral Lagerfeld her yeni koleksiyonda poplinler ve tüvitler arasında nefes alıyor!



KAYNAKÇA:

https://www.ensonhaber.com/biyografi/sanatci/karl-lagerfeld-kimdir

https://www.biyografi.info/kisi/karl-lagerfeld

https://tr.wikipedia.org/wiki/Karl_Lagerfeld

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47294207

www.haberler.com

www.vesaire.org

www.considerable.com

www.elle.com

www.portugaltextil.com

31 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör