• Yaren Adalıoğlu

Türkiye'de Bir Postmodernizm Aktivisti: Zeki Müren

Hepimizin bildiği gibi “Sanat Güneşi” ya da ağdalı ve güzel Türkçesi sebebiyle “Paşa” lakaplarıyla tanıdığımız bir ikon: Zeki Müren. Kimimiz sadece adını biliyoruz, kimimizin aklında o baktıkça tekrar dönüp baktığımız kostümleriyle gizli. Duruşundan konuşmasına, sahnesinden sabah kahvaltısına kadar döneminin Türkiye’sinde farklı bir dünyanın temsilcisi.

Modernleşme ve yenileşmenin Batı’da zirvelere ulaşmasından çok sonra bu yaklaşımları benimsemeye çalışan Türkiye’nin ilk ve benzersiz bir örneği Zeki Müren. Aslında Osmanlı döneminde sarayların eğlence dünyasında var olan çengi, köçek ve tavşan dansçıların temsil ettiği ara-cinsiyet modellerinin geri dönüş çağrısı bir nevi. Eskiden beri toplumsal belleğimizde olan bu faktörler aslında zamanla heteroseksüel cinsiyet kalıplarına yenik düşmüştür. İşte Zeki Müren de tam burada özellikle 60lar sonrası Türkiye’sinde gelenekle popüler kültürün karışımı içinde “çoğulluğu” temsil etmiştir. Danslarından ziyade sahnesi ve kostümleri ile kendini süslemiş ve geçmişten beri var olan üçüncü cinsiyet temsilini çağrıştırmıştır.


Tablo: Çak Ersoy, Şeyma. (2015). Postmodern göstergelerin ışığında Zeki Müren’in müzikal yaşamı. International Journal of Human Sciences

Tüm tepkilere aldığı tavırlarsa “ironiktir”. Röportajlarında hiçbir zaman cinsel yönelimini açıklamamış hatta bir gazetecinin “Sahnedeki çıplaklığınız size ne hissettiriyor?” sorusuna “Mayo ile güneşlenmeye çıkan pehlivanın hissettirdikleri” diye cevap vermiş Zeki Müren.

Hünsa* sesiyle, sahnede her zaman koruduğu androjen** duruşuyla Türk toplumunun ataerkil yapısına aykırı bir duruş sergilemiştir. Ancak solistliği, şairliği, desinatör*** oluşu ve oyunculuğuyla her alanda kendini ispat etmiş; her kesimden insanın gönlünde taht kurmayı başarmıştır.


Maksim Gazinosu’nun afişi

Ayrıca postmodernizmin öğesi olarak kostüm ve repertuarlarında “eklektisizmi” kullanmıştır. Repertuarlarına Dede Efendi’nin yanına halk türküleri koymuş, kostümlerinde Anadolu motiflerinin yanında o göz alıcı pullu payetli modern kıyafetleri kullanmış, hepsiyle de bizzat kendisi ilgilenmiştir. Hatta kıyafetlerinin en hafifinin 10 en ağırının ise 20 kilograma ulaştığı söyleniyor. Zeki Müren yine kendi ruhunu ortaya koyarak diktirdiği her kıyafetine bir isim bile koyuyor. Nefti Geceler, Aşkın Dolandı Boynuma, Kuğuların Sohbeti, Sevda Akvaryumu... Hepsinin onun içinde gizli bir hikayesi vardır muhakkak ama hepsini bilemiyoruz tabi.


Zeki Müren, Uzaydan Gelen Prens, 1974

İlk uzun platform çizmelerini "Uzaydan Gelen Prens" kostümü için giyiyor. Gazeteciler nedenini sorduğunda da "Biliyorsunuz ayda yerçekimi az. Astronotlar zor yürüyorlar. Ben de o nedenle bu çizmeleri giydim" diyor. Mini etekli "Uğur Duvağı" kostümünü de babasının vefatından sonraki ilk sahnesinde giyiyor. Her tepkiye hazırlıklı olan Müren, mini eteğinin içine pantolon bile diktirmiş. Ama hiçbir tepki ile karşılaşmamış, aksine desteklenmiş hatta bu kostümlerle dönemin başbakanı önünde konser vermiş. Kariyeri boyunca kostümleri o kadar çok sükse yapmış ki Maksim Gazinosu afişlerinde kostümlerin isimlerine de yer vererek daha büyük kitlelerin ilgisini çekmeyi başarmış. Olur da bu kıyafetleri biraz daha yakından görmek isterseniz Bursa’da Zeki Müren’in memleketinde Zeki Müren Güzel Sanatlar Lisesi’nde birçoğunu ziyaret edebilirsiniz.


Zeki Müren, Uzaydan Gelen Prens, 1974

“Dertli gönüllere giren, işte benim Zeki Müren” diyerek girdiği gönlümüzde hep böyle kalması, Sanat Güneşimiz olarak gönlümüze doğması ve şarkılarıyla düne bugüne yarına ışık tutması dileğiyle.



*hünsa: erdişi

**androjen: hem erkek hem kadınlara özgü

***desinatör: mesleği desen çizmek olan kimse


KAYNAKÇA:

https://vogue.com.tr/metropol/kostum-inkilabi

http://porteakademik.itu.edu.tr/docs/librariesprovider181

https://www.j-humansciences.com/ojs/index.php/IJHS/article/view

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file


57 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör