• rodonesdergi

Semra Kalkan ile Kanada'da Şehir ve Bölge Planlamacı Olmak Üzerine Bir Söyleşi (1. Bölüm)

“Kanada’da Yaşam ve Şehir Plancılığı” üzerine Şehir ve Bölge Plancısı Semra Kalkan ile yaptığımız söyleşinin ilk bölümüyle sizlerleyiz. Söyleşinin bu bölümünde planlama mesleği ve günümüz dünyasındaki rolü üzerine konuştuk.



1. Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?


1985’de DEÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden mezun oldum. 1989’da ODTÜ Şehircilik Bölümünde Master eğitimimi tamamladım. 1985-2005 arasında (20 yıl) Ankara, Yalova ve Bursa’da çeşitli özel planlama bürolarında ve belediyelerde çalıştım. Sonra İstanbul’da serbest olarak çalıştım.


2005 Mayıs ayında Kanada’ya göçmen olarak geldim ve Alberta Eyaleti’nde 12 yıl belediyelerde planlama alanında çalıştım. 2018 Mayıs ayından beri meslek alanında doğrudan çalışmıyorum.



2. Bir söyleşinizde çocukken mimar olmak istediğinizi söylemişsiniz fakat daha sonra planlama mesleğinin size daha uygun olduğunu anlamışsınız. Planlama mesleğinin hangi özellikleri sizi cezbetti ve kararınız değişti?


Şehir ve bölge planlama bölümüne başladığım ilk yıldan sonra şehirciliği mimarlıktan daha ilginç bulmaya başladım. Çok severek okudum. Kendi kişisel ilgimin nedenleri ise şöyle:


· Sosyal ve çok disiplinli bir meslek oluşu. Tabii çok disiplinliliği burada iki anlamda kullanıyoruz:

- Birincisi mesleğin kendi içindeki branşlaşmaları (uzmanlık alanları)

- İkincisi de meslek icra edilirken birlikte çalışılması gereken meslek/uzmanlık alanları.


· Şehirciliğin alanına giren çok sayıdaki alanların/konuların zamanın gereksinimlerine göre sürekli değişmesi,


· Çeşitlilik ve sürekli değişen bir şeyle; insan yerleşmeleriyle ve kentle meşgul olmak,


· Ayrıca dünyayı görmeye meraklı olduğum için çeşitli kentler, yerleşmeler, ülkeler hakkında sanki bir nevi ön bir altyapı sağlayacaktı bu dal bana.

Bütün bunlar benim çok ilgimi çekmişti, hala da öyle.

Şehir plancısını başka meslek sahiplerinden ayıran temel niteliklerden bazılarını da aşağıdaki gibi düşünebiliriz:


· Hayatın pek çok alanındaki dönüşümlere uyum sağlanabilirlik:

- Yaşamakta olduğumuz pandemi ile de artık tamamıyla belirsiz olduğu netleşen geleceğin getireceği her duruma uyum sağlayabilme yeteneği.


- Sürekli değişen yaşam koşulları, gereksinimler, insanlığın karşısına çıkan zorluklarla birlikte yaşama uyum sağlayabilme yeteneği.


Fakat aslında bunun, çağımızın ortalama her insanının veya herhangi bir meslek sahibinin sahip olması gereken bir nitelik olduğunu düşünüyorum.




· Pek çok meslek dalına uyum sağlayabilmeye yardımcı yetenekler kazanıyor şehir plancıları.


- Çünkü şehircilikte kentin mekânsal organizasyonu ile meşgul olurken şehre bütüncül olarak bakmamız gerekiyor. Örneğin nihai uğraş mekân organizasyonu olsa da biz kentin tasarladığımız (hayal ettiğimiz) mekân organizasyonunun hangi sosyal, ekonomik, çevresel ve toplumsal (ve bunların pek çok alt dalları) yaklaşım bileşkelerini gerektirdiği üzerine de çalışıyoruz.


- Şehircilikte bir olayı fiziksel, sosyal, ekonomik, çevresel, toplumsal olarak çok çeşitli ölçeklerden görmeyi ve değerlendirmeyi öğreniyoruz.


- Bir yandan makro düzeyde politikaların nasıl üretilebileceğini bilirken, diğer yandan bir parsel ölçeğindeki yapılaşmanın mahalle ve kent bütünü üzerindeki yansımasını (o parselin kentteki hangi nüfus ve yapı yoğunluğuna, hangi hizmet gereksinimlerine karşılık geldiğini) bilerek parsel ölçeğini yönetiyoruz.


· Geleceği tasarlama yeteneği; yüksek hayal gücü ve yaratıcılık


- Bugüne kadar hiç karşılaşılmamış, yaşanmamış ve hiç çözüm üretilmemiş olan durumlara çözümleri yaratacak özgünlükte tasarım, hayal gücü ve öngörü yeteneği.


- Ve geleceği de bu belirsizlik ve değişime göre statik/sabit olmayan, dinamik/esnek çözümlerle tasarlama yeteneği.


Bugün yaşadığımız çağda geleceğin tamamı ile belirsiz olduğu pandemi ile bir kez daha netleşti.


- Biz plancılar olarak veya sıradan dünya vatandaşları olarak geleceği öngörebiliriz. Ama gelecek planları denilen şeylerin sürekli var olan değişim ve belirsizliğe uyumlu, çok esnek şeyler olması gerekli.


- Pandemiden sonra kentlere kazandırılması gereken en önemli niteliklerden biri o kentin uyum sağlama niteliği

- Aksi halde kentler pandemi sürecinde gördüğümüz gibi yaşanmaz, pek çok mekânı pandemi veya başka nedenle kullanılamaz, kısacası işlemeyen mekanizmalar haline gelebilirler. Pandemi sürecinin yönetim şekli sonucu oluşan bu durum; hem doğaya hem de insan doğasına aykırı olduğu için sürdürülemez.


- Oysa kentler insanlar içindir.


- Kentler doğayla uyumlu (hem insanın doğası hem de bir bütün olarak doğayla) olabildiği ölçüde sürdürülebileceklerdir diye düşünüyorum.


- Adapte olabilirliği yüksek kentleri öngören planlar üretemediğimizde o planların çok kısa sürede geçersiz, kullanışsız kalmaları kaçınılmaz olabilir.


- Adapte olabilirliği, esnekliği yüksek olan kentleri, mekanları ve mekanizmaları öngörecek, üretecek planların yapılması da üstün bir hayal ve tasarım gücünü gerektiriyor.


- Şehir plancılarına eğitimlerinde kazandırılmaya çalışılan niteliklerden biri budur. Ama bugün yüksek tasarım ve hayal gücünün önemi bugüne kadar olmadığı kadar önemli şehir planlamada.


Mesela, adapte olabilirliği yüksek kent ve kent mekanları ve mekanizmalarına bir örnek: Boş kalan ofis alanlarının ve pandemi nedeni ile daha az kullanılan ya da kullanımından kaçınılan başka pek çok kentsel kullanım alanlarının (özel, kamusal, yarı kamusal) çok amaçlı, zaman paylaşımlı tasarlanarak kullanılışa açılması.

Toplu taşımanın, çalışma saatlerinin, daha pek çok şeyin yeniden düşünülmesi, yeniden kent hayatına katkı sağlayacak şekilde tasarlanması.



3. Sizce çok disiplinli bir meslek olmasının planlama mesleğindeki önemi nedir ve nasıl avantajlar sağlar?


Çeşitli meslek dallarının kendi alanları dışına kapalı oluşları bunların bir nevi silolara dönüşmesine neden oluyor. Yani kendi içine kapalı, dışarı ile hiçbir ilişkisi olmayan sistemler. Örneğin devlet daireleri arasında, bir devlet kuruluşunun içindeki departmanlar arasında ya da belediyelerde bunun örneklerini görürüz.


O silolar içinde mükemmel işler çıkarılsa da hayatın kendisi çok çeşitli açılardan, çeşitlilikten oluşuyor, öyle yürüyor. Silolar halinde yürüyen mesleki çalışmaların hayata uygulanmasında ve diğer meslek alanlarıyla ilişkilerinde sorunlar oluyor. Bu, yaşantımızda her alanda görebileceğimiz bir sorun.


Şehir planlamanın çok disiplinliği onun doğasında, özünde olan ve olması gereken bir şey. Çok disiplinliğin layığı ile yerini bulduğu planlama yaklaşımları ve çalışmalarının gerçek yaşama uygulanmaları şansı daha yüksek olabilir. Bunun bence en temel nedeni; kentin hangi konusu ile ilgileniyorsak olalım kentin bir bütün olması ve parçalarının birbiri ile hayati bağlar içinde olması. Bizim ilgilendiğimiz konu; o bütün içindeki parçalardan sadece biridir ve kent bütününden ayrı ele alınmamalıdır.


Bizim bu parçaları ilgilendiren meslek alanlarının hepsi hakkında bilgi sahibi olmamız söz konusu değil. Öyleyse şehir planlama bir ekip işidir.


Bu ekibi iki açıdan görebiliriz:

- Kendi mesleğimizdeki profesyonellerden (kent ekonomisti, konut alanları plancısı, ulaşım plancısı vb.) oluşan ekip.

- Aynı zamanda bizim meşgul olduğumuz alanla konusu çakışan diğer bütün meslek dallarındaki (mühendislik dalları, kent ekonomisi, kent sosyolojisi, operasyonel dallar, örneğin belediyenin yol, su vb. bölümleri) profesyoneller.

Çok disiplinlilik; farklı meslek/uzmanlık alanlarının bilincine sahip olmak plancıya bütün meslek dallarından farklı roller yüklüyor: Kolaylaştırıcılık, liderlik, koordine edici olma.


Bu yüzden de bir plancının kendi meslek alanının dışında çok farklı alanlarda kullanabileceği niteliklerle donanmış bir profesyonel/meslek sahibi olduğunu düşünüyorum.


Meslek alanına baktığımızda geleceğe yönelik şunlar söylenebilir:

Sürekli değişen bir dünyadayız. Statik yaklaşımların, çözümlerin, durumların kalıcı olma şansı yok ya da çok az. Aynı şekilde meslek alanımızı ilgilendiren konular da sürekli değişiyor. Bazı konular artık alanımızdan çıkıyor ya da tamamen yok oluyor. Bugünlerde meslek alanımızı ilgilendiren pek çok konu da yeni ortaya çıkıyor veya daha da belirginleşiyor.


Örneğin dünyanın beklemediği durumları topyekûn yaşamasına yol açan pandeminin gösterdiği şeylerden birisi de gıda ve tarımda ülkelerin ve onun da ötesinde kentlerin, kasabaların kendine yeterliliği konusu.


Gıda sistemleri planlaması, tarımda kendine yeterlilik, insanların yerel pazarlardan kısa mesafelerde en temel gıda gereksinimlerini gidermeleri, hatta kentlerde apartmanlarda, çatılarında, balkonlarında kendi yiyeceklerinin bir kısmını kendilerinin üretmeleri, kent bahçe veya bostanları. Yani ülkelerin gıda ve tarımda dış ülkelere bağımlı değil tümüyle kendine yeterli hale getirilmesi.


İnsanların yer seçim davranışlarında pandemiyle ilişkili değişimler, kırsal alanlara, tatil kasabalarına göç, evden çalışmanın mekâna ve ulaşım sistemlerine nasıl yansıyacağı, kullanımı azalan ofis ve onlara hizmet veren kullanışlar, toplu taşım kullanımının azalması veya şekil değiştirmesi, insanların her çeşit alışverişlerini yüksek ölçüde online olarak gerçekleştirme eğilimleri.

Bu ve bunun gibi pek çok yeni durumların kent ve kent çevresine ve onun kırsalına ve küçük kentlere, kasabalara sosyal, ekonomik, çevresel, mekânsal, yer seçimi ve arazi kullanım biçimi olarak nasıl yansıyacağı ve bu yansımanın nasıl yönetilmesi gerektiği planlama alanının tartışması ve çözmesi gereken konulardan bazıları.




4. Pandemi Şehir Planlama sürecinde sizce neleri değiştirecek ?


4.1. Tartışılıp yanıt bulunması gereken sorular ve sorunlar:


- Daha önce yapmış olduğum bir söyleşideki sözlerimi burada da tekrarlayacağım:


- PANDEMİ geleceği olduğundan da belirsiz hale getirdi. Ya da aslında zaten var olan bir gerçeği; geleceğin her halükârda belirsiz olduğunu bir kez daha net şekilde ortaya koydu.

- Aynı zamanda planlamanın aslında sürekli değişen koşullara, gereksinimlere esnekliği olan öngörüler bütünü olduğunu veya olması gerektiğini düşündürdü.


- Pandeminin uzun dönemli etkilerinin neler olacağı hakkında ancak spekülasyonlarda bulunabiliriz. Ancak öncelikle şehir planlama camiası olarak bu tartışmaları yapmaya başlamamız gerekli. Burada sorabileceğimiz bazı sorular;


- Pandemi sonrası kent nasıl bir kent olacak?


- Pandemi kent formunu nasıl değiştirecek?


- Kentlerden kırsal bölgelere doğru göç: Evden çalışma seçeneği bu göçü doğrudan destekliyor.


- Ev ofis pratiği nasıl devam edecek? Ve bunun kent formuna ve hizmetlerine, ulaşıma, konut ve işyeri mekanlarına, kentsel ve kırsal bölgelere yansıması ne şekilde olacak?


- Kaç ofis çalışanı evden çalışmaya devam edecek?


- Veya hibrit yani karma (ofis+ev) çalışma sistemleri kent kullanımlarını, formunu, ulaşımı nasıl etkileyecek?


- Toplu taşıma araçlarının kullanımı tekrar eski haline dönecek mi? Yani eskisine göre artacak mı, azalacak mı, aynı mı kalacak?



- Gıda ve tarımda ülke olarak, şehirler olarak kendine yeterlilik nasıl sağlanmalı?


- Azalan seyahat ve turizm faaliyetleri.


- Gıda sistemleri planlaması, gıdada kendine yeterlilik, kentlerde, balkon ve çatılarda sebze, meyve yetiştirme yollarının ve buna uygun planlama yönetmeliklerinin geliştirilmesi.


- Kentlerde yeşil ve açık alanların artırılmasına yönelik araştırmalar, hem genel anlamda yeşil alan gereksinimi için, hem deprem ve diğer bazı doğal felaketlerle alakalı olarak.


- Pandeminin sonuçlarından kimler en fazla mağdur olacak ?


- Mağduriyeti herkesten daha fazla olan grupların sorunları kent planlamaya nasıl yansıyacak ve kent planlama bu sorunların çözümlerine nasıl katkıda bulunabilir ?


- Online Alışveriş: Market alışverişleri, evlere servis, kuryeler


- Online Görüşmeler: Zoom vb. uygulamalar ile online toplantı, etkinlik ve buluşmalar


- Zoom vb. üzerinden paralı çok çeşitli hizmetler; yoga dersleri vb.


- Online Eğitim: Eğitimde fırsat eşitliği nasıl sağlanacak? Eğitimin kalitesi konusunda sorunlar çözülebilecek mi?


- Uluslararası Ticaret: ABD gibi ülkelerin bazı sektörlerde ucuz işçi kullanmak amacı ile Meksika gibi ülkelerden göçmen alımı yapmaları. Ucuz işçi almayı durdururlarsa bu sefer işçi maliyeti çok artacak ve bu artış ürettikleri ürünlere yansıyacak.


- Karanlık fabrikalar: Endüstri 4.0: Robotların kullanılması ve insanların işlerini kaybetme riskleri.


- Ucuz işçi yerine robotlar


4.2. Yer Seçim Davranışlarında Değişimler:


- Konut Alanları için özellikle;

- Kent, metropol ve bölge çapında makro formlarda değişimler, daha doğrusu insanların yer seçim davranışlarında değişiklikler olmaya başladı. Bunun uzun dönemde de devam edebileceği öngörülebilir.


- Örneğin Kanada’da şehir ve kasaba merkezlerinden kırsal bölgelere doğru bir göç yaşandı. Bu konuda henüz kesin bir araştırma var mı bilmiyorum ama yoksa da olacaktır. Bu göç, göç alan bölgelerde emlak fiyatlarında büyük bir artışa yol açtı.


- Kırsal bölgelere servis sağlamada ve özellikle bunun kapasitesi ile ilgili sorunlar yaşanmakta olabilir veya olacaktır. Bu da bu bölgelere servis sunumunun maliyetlerine yansıyabilir, bu da otomatik olarak vergilerin artması ile sonuçlanabilir.


- Belki kentlerin politika planlarından başlayarak planlarında ve yönetmeliklerinde kentin merkezi ve çevresi veya uzak kırsal bölgeleri arasında geçişleri daha iyi şekilde yönetmeye yönelik değişiklikler yapılarak oluşmuş olan veya devam etmekte olan göç yönetilmeye çalışılabilir.


- Elbette ki konut alanları için bu yer seçim davranışlarındaki değişimlerde çok önemli bir faktör insanların evlerinden çalışabilmeleri kavramının ortaya çıkıp toplumun büyük kesimlerinde yaygın şekilde hayata geçmeye başlaması.


- Hatta Kanada’da nüfusu az olan bazı eyaletlerin hükümetleri kendi eyaletlerine yerleşmeyi teşvik edici önlemler almaya ve reklamlar yapmaya başladılar.


- Sanırım Türkiye’de de emekli veya evinden çalışabilen insanların yazlık yerlerdeki evlerine kalıcı olarak taşınması veya yılın daha uzun zamanlarını yazlık yerlerde geçirmeleri durumu var ve bu durum göçü alan kentlerde servis kapasitelerini çok fazla zorlayan sonuçlar yaratıyor gibi görünüyor.



4.3. Boşalan ofis ve dükkân alanları:


- Kısmen veya tamamen, ofis ve işyeri mekanlarının evlere taşınması sonucunda ortaya çıkan boşalan ofis ve dükkân alanları.

- Ofis ve dükkân alanlarının azalması nedeni ile doğan azalan araba park yeri gereksinimi ve bu alanların nasıl değerlendirileceği.




5. Türkiye’de hem özelde hem kamuda çalışmışsınız. Bunların işleyişlerini, farklılıklarını anlatabilir misiniz? Sizce hem özel hem kamu olmak üzere, genel olarak Türkiye’nin planlama alanındaki eksiklikleri neler?


- Yanıtım çok genelleme şeklinde olacak, çünkü pratiğim ve bilgim güncel değil.


- Bir Merkezi Hükümet üst düzey politikaları belirler. Yasaları vardır.


- Bir de Yerel Yönetimler var.


- Yerel Yönetimler yasa ve yönetmelikleri yerel ölçekte ve merkezi hükümetin üst düzey politikaları doğrultusunda oluşturur ve uygularlar.


- Ancak burada halkın katılımı gerekli ama çok yetersiz ülkemizde.


- Planlamanın çeşitli dalları var. Bu alanlarda büyük ve maddi olanakları olan belediyeler kendi bünyelerinde bölümlere sahip olabilirler ve kendi kalifiye eleman kapasitelerine sahip olabilirler.


- Ama bazen de belediyeler bazı işleri özel sektördeki firmalara kendi bünyelerinde bulunmayan uzmanlık alanlarında kapasiteleri olan şirketlere yaptırabilirler. Yani bazı hizmet veya ürünleri özel şirketlerden satın alırlar.


- Belediyelerin otoritelerinin ne ölçüde olduğu ise politik bir konu diye düşünüyorum. Türkiye’de Cumhuriyet döneminde belediyelerin planlama (veya diğer alanlarda) alanında daha geniş veya daha dar yetki/otoriteye sahip olduğu dönemler olmuştur.


- Esasında Türkiye’de daha çok ama Kanada için de geçerli olduğunu düşündüğüm bir durum aklıma geliyor:


- Kamu sektöründe plancı edilgen bir rolde. Örneğin belediyede veya bir kamu kuruluşunda bir yasayı veya yönetmeliği uyguluyorsun. Ve başvuranlara ya da muhataplarına diyorsun ki: Bunu böyle yapman gerek. Ben aslında bunun böyle olmasını istemem ama ben burada sadece bu yasaları, yönetmelikleri uygulamakla yükümlü kişiyim.


- Ancak eğer üst düzey yönetimde yer alıyorsa plancı yani kendi planlama alanının ötesinde roller üstlenmişse, örneğin Belediye Başkanı, yardımcısı, Belediye Meclis Üyesi vb. ise belki yasa ve yönetmeliklerin oluşturulmasında etkin rol alabilir.


- Özel sektörde ise özel kişi ve kuruluşların, belediyelerin veya kamu veya başka kuruluşların planlama işlerini yapabilirsiniz. Ancak, burada da yine yasa ve yönetmelikler çerçevesinde kalmanız gerekli. Ancak, plan yapımında bir nebze yaratıcılığı devreye sokmak mümkün olabilir.



6. Maalesef Türkiye’de 2020 yılında binlerce deprem oldu ve onlarca insan öldü. Sizce planlamayla bu felaketin önüne geçilemez mi? Planlama adına yapılması gerekenler nelerdir?


- Biz depreme dayanıklı kentlerin planlanması ve kurulmasına dair bütün bilgiye sahibiz. Aslında bölük pörçük ve parsel düzeyinde de olsa deneyimimiz de var.


- 2003 yılında Japonya Uluslararası İşbirliği Acentesi deprem riski yüksek olan ülkelerden resmi yetkilileri, belediye plancılarını davet edip depreme dayanıklı kentlerin planlaması konusunda Japonya deneyimini yansıtan 2 aylık bir eğitim vermişti. Her ülkeden 1-2 kişi vardı eğitimde. Döndüğümüzde öğrendiklerimizi çalıştığım belediyenin üst makamlarına sunmuştum. Ama şimdi o belediyede depreme dayanıklı bir şehir için çalışılıyor mu ? Bilmiyorum.


- Aslında genel anlamdaki ‘Planlama’ ile kentin doğaya uyumlu şekilde oluşturulması mümkün.


- Ancak burada söz edilen ‘Planlamanın’ yanında güçlü bir politik irade ve halk katılımı gerekli.

- Bir de doğaya uyumlu kentin oluşturulması çok geniş çaplı ele alınması gereken bir konu. Bir kasabanın, kentin veya herhangi bir yerleşmenin doğaya uyumlu bir hale getirilmesi, o kent halkının, belediyesinin ve bütün kurumlarının sürdürülebilir kalkınma konusunda topyekûn bilinçlenmesi, ona inanması ve bu yolda kendine düşen rolü üstlenmesi gerekir.


- Deprem! Evet bu felaketin ve başka felaketlerin insan yaşamına verdiği zararların önüne geçilebilir. Şehirler doğayla uyumlu bir şekle dönüştürülebilir. Planlamanın bunda çok önemli katkısı olabilir. Bunun başarılı örnekleri dünyada mevcut.


- Başarılı örneklere bakıldığında bu ve benzeri dönüştürmelerin yerel yönetimler ve yerleşmeler düzeyinde kent halkının tamamının ve bütün kesimlerin bilinçlendirilmesi ile başlatıldığını görebiliyoruz. Ve dönüşümün sosyal, ekonomik ve çevresel sistemler olarak belediyenin hizmet verdiği bütün alanlarda topyekûn 10-20 yıl veya daha uzun vadelere yayılarak yavaş yavaş ve kalıcı şekilde gerçekleştirildiğini görüyoruz. Bunun temelinde halkın bilinçlenmesi ve dönüşümü sahiplenmesi, kuvvetli bir politik irade, bu dönüşümü gerçekleştirmede kolaylaştırıcılık ve liderlik edecek, onu yönetecek yetişmiş insanlar olduğunu görüyoruz.


TOPYEKUN DÖNÜŞÜM: DOĞAYA UYUMLU KENT


- Yani bir kentin deprem riski göze alınarak yeniden planlanması esasında o kentin kent toplumu olarak ve belediyesi olarak bütün doğal değerleri, kültürel, tarihsel ve sosyal değerleri ve sahip olduğu bütün fiziksel yapısı ile ele alınması ve dönüşümde o kentin özel koşullarına uygun olarak nelere öncelik verilmesi gerektiğine bakılmalı.


- Kısacası; bütüncül ve topyekûn bir yaklaşım gerekli. Bu bütüncül yaklaşımın içinde şunlar yer alabilir ve bunlar kentin kendine has gereksinimlerine göre öncelik sıralamasına sokulması ve dönüşümünün de ona göre yapılandırılması doğru bir yaklaşım olabilir:


Kentin Fiziksel Yapısı:


- Kentin doğal yapısında fiziksel yapısını risk altında tutan ve karşı karşıya olduğu doğal felaket riskleri nelerdir? (Deprem, sel, yangın, vb.)


- Farklı risk seviyelerine göre farklı bölgeler hangileridir?


- Konut ve yapı stoku envanterine göre en öncelikle ele alınması gereken bölgeler hangileridir? Örneğin yapı stokunun depreme dayanıklı olmadığı yerler, sel baskınına ve/veya orman yangınlarına açık yerler hangi bölgelerdir?


- Kentteki bina ve yapıların enerji tüketiminin minimuma indirilmesi için gerekli en iyi dönüşüm yolu nedir?


- Yenilenebilir enerjilerin, mahalle, semt ısınma sistemleri, geri dönüşüm sistemleri, toplu taşım araçlarının doğaya daha uyumlu teknolojilere dönüştürülmesi, araba kullanımını azaltacak önlemlerin alınması, bisiklet ve yaya gibi alternatif ulaşımlara olanak verecek düzenlemelerin ve teşviklerin yaşama geçirilmesi, bütün bunlar için gerekli yasal düzenlemeler, özel yönetmelikler.


Kentin Doğal Yapısı:


- Korunması ve zenginleştirilmesi gereken doğal değerleri hangileridir, nerelerdedir?


Kentin Ekonomik Yapısı:


- Yeşil ekonomiye dönüşüm nasıl sağlanabilir ve hangi sektörlerde bu daha mümkündür?


Kentin Sosyal Yapısı:


- Kenti uzun vadede ne yönde bir sosyal yapı değişimi bekliyor olabilir?

- Yaşlı nüfusun artışı, ya da kentin bir nedenle büyük oranda genç nüfusu barındırıp barındırmadığı, nüfusun, artış, azalış veya sabit seviyede kalıp kalmayacağı konularındaki öngörüler nelerdir?


- Mültecilerin kent nüfusuna oranı, kentteki gereksinimleri, bu konuda geleceğe yönelik projeksiyonlar.




7. Günümüzde hızlı kentleşmeyle doğal alanlar da baskı altındadır ve zarar görmektedir. Peki siz bu doğanın metalaşması hakkında ne düşünüyorsunuz ? Burada planlamanın yapması gerekenler nelerdir ?


Kentlerin doğayla uyumlu olacak şekilde bir dönüşümünün gerekli olduğundan daha önce söz etmiştim.


Doğanın metalaşması aslında sürdürülemeyecek bir durum. Çünkü insanlığın ve kentlerin sağlıklı şekilde devamlılığının gerçekleşmesi ancak doğanın sağlıklı ve kendi dinamikleri ile devamlılığı ile birebir ilişkili. Yani doğal alanlara rant elde etmek amaçlı yaklaşımın uzun vadede sürdürebilirliği yok. Çünkü doğaya uyumlu olmayan arazi kullanım şekilleri sonunda insana ve insanın ürettiği her şeye, yapısal çevrelere zarar veren sonuçlara yol açıyor.


Ancak, kentlerin bundan sonra doğaya uyumlu şekilde geliştirilmesi ve mevcut kent alanlarının ise uzun vadede dönüştürülmesi gibi konular esasen devlet politikası olması gerekir. Ve o politikaların yönlendirmesinde yerel yönetimler kendi kentlerine, kasabalarına, kendi vizyonlarına özgü dönüşüm şeklini öngörürler, planlarlar ve uzun vadeli bir sürece girerler.


Bunun devlet politikası olması halinde değişen siyasi iktidarlar, yerel yönetimlerin bir siyasi iktidardan diğerine geçmesi kentlerin doğaya uyumlu olmaya doğru olan uzun vadeli hedeflerine varmalarını sekteye uğratmaz. Çünkü, kentlerin, kasabaların, köylerin ve oralarda yaşayan insanların doğayla uyumlu şekilde yaşamlarını sürdürebilmeleri siyasetin de üstündedir bana göre.


Belediyelerin kentlerinde yapacakları dönüşümleri gerçekleştirebilmeleri kendi kent toplumlarının topyekûn olarak bilinçlendirilmesi ve doğaya uyumlu kente doğru olan dönüşümün gerekliliğini anlayıp sahiplenmesi ile mümkün olabilir.

Bu dönüşüm devlet politikaları ile yönlendirildiğinde ve desteklendiğinde (ki buna finansal destekler de dahildir.) ulaşılan sonuçlar çok daha kalıcı, uzun vadeli olma şansına erişir.



Söyleşimizin birinci bölümü burada sona ermiştir, Kanada üzerine yoğunlaştığımız ikinci bölümde görüşmek üzere !



43 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör